Piraye | SesliKadro sesli ve kameralı sohbetin öncüsü Sesli Chat, Sesli Sohbet, Eglenceli Site

Cuma , 26 Nisan 2019

ev » Hayata Dair » Piraye

Piraye

Canan TAN’ın kitaplarıyla tanışmama vesile olan kitabı Piraye.Doğu batı sentezi dedikleri bu olsa gerek,kitabın hikayesini anlatırken öyle akıcı ve yalın bir dille kaleme almış ki konuyu, kitabı okurken bitirmeden bırakmak istemiyorsunuz.Canan TAN’ın bu kitabını kesinlikle tavsiye ederim güzel bir aşk hikayesi olmuş.

 

Kitaptaki konu Diyarbakırlı maddi durumu çok iyi,aşiret ağası olan Haşim ve İstanbul’lu olan güzeller güzeli kızıl saçlı Piraye’nin aşkını anlatıyor.Piraye iki kardeştir,bir tane ablası var ve  mutsuz bir evliliği vardır.Her tartışmalarında bavulunu toplayıp ailesinin yanına gelen ama 2 gün sonra evine tekrardan dönme kararı alan daha pasif diye adlandırabileceğimiz bir abladır.Piraye ise tam tersi ne istediğini bilen çok güzel herkes peşinde ama her zaman hayatımdaki aşkımla birlikte olup evlenirim diye daha tutarlı hatta dik başlı olan biridir. Piraye’nin babası edebiyat düşkünüdür hatta Nazım Hikmet RAN’a olan ilgisinden dolayı küçük kızına bu sebepten Piraye ismini verir.Babasının anlattıklarından dolayı edebiyata düşkünlüğü olsa da Piraye’nin eğitim hayatı babasının da mesleği olan  Diş Hekimliği Fakültesinde devam eder.Daha ilk günlerde güzelliğinden dolayı okulda karşı cinsten herkesin ilgisini çeker ama o gönlünü kendisinden bir üst sınıfta okuyan aslında asla Piraye’nin hayallerini süslemeyen Haşim’e gönlünü kaptırır.Kısa süre içerisinde ailelerin de bilmesiyle ve Piraye’nin ailesinin Haşim’i sürekli onaylamasıyla kendini bir anda Piraye evlilik hazırlıkları içerisinde bulur.Artık Piraye Diyarbakırlı bir aşiret ağasının eşi olmuştur.Gördüğü,yaşadığı hatta hayal ettiği ortamdan daha farklı bir ortamda evliliklerini sürdürür.Kısa bir süre sonra Haşim’in ailesinin ısrarlı baskılarıyla Piraye hamile kalır ve Dicle adında bir kız dünya getirir.Haşim’in ailesi torunları erkek olmadığı için üzgündür ve artık Piraye’nin hamile kalamıyacağını öğrendiklerinde Haşim’e baskı yaparak hemen kuma getirmelerini isterler.Haşim Piraye’yi çok sevdiğinden dolayı kumayı istemez. Ama neredeyse her gün yaşanan kuma tartışmalarından ve bir daha sevdiği adama çocuk veremeyecek olmasından dolayı Piraye ailesinin yanına  İstanbul’a geri döner.Piraye’nin gitmesiyle kuma eve gelir.Kumadan Haşim’in sakat bir kızı olur (Allah’ın sopası yok dedikleri bu ola gerek) Piraye bu arada babası vefat ettikten sonra babasının muayenehane yerini tekrardan açarak mesleğine devam eder.Piraye Haşim’den ve ailesinden intikam almak ister. Çünkü artık tek isteği bir erkek evlat doğurup Haşim’e ve ailesine yüzünü bile göstermemektir.Piraye tekrardan doktora gidip hastalığının tedavi edebileceğini öğrenir ve tedavisini olur.Piraye Haşim’e geri dönmüş gibi yapar ve hamile kalır ve bebek erkektir.Haşim’i affetmez ve hamileliğini saklar.Haşim bir gün Piraye’nin yanına gelir kendini affetmesi için yalvarır bu arada Piraye’nin hamile olduğunu görür ama Piraye Haşim’i asla affetmez.Haşim artık yapılacak bir şey kalmadığını düşünerek Piraye’den son kez bir istekte bulunur.Çocuğumuz eğer erkek olursa adını Haşim koy isteğinde bulunur ama Piraye bunu bile kabul etmeyeceğini dile getirir.Haşim o gün Piraye’nin yanından ayrıldıktan sonra Diyarbakır’a gelir ve hasımlarının üzerine yürür intihar eder gibi ve hasımlarının dur demesine aldırmadan hasımları oracıkta Haşim’i öldürürler.Piraye bunları duyduktan sonra büyük üzüntü içinde olur ve tek isteği artık oğlunu dünyaya getirip adını Haşim koymaktır.

 

 

Kitapta hoşuma giden bir çok yerler vardı ama beni en çok etkileyen Diyarbakır’ın tarihiyle alakalı olan kısım oldu ve sizlerle paylaşmak isterim.

 

 

Surdaki kapılar için Haşim ilginç şeyler anlatıyor.

“Yüzyıl öncesine kadar bu kapılar;güneşin doğuşuyla açılır,batışıyla kapanırmış.Kapılar kapanınca, kimse içeri giremez ya da dışarı çıkamazmış.Bunun nedeni,Diyarbakır’ın birkaç kez salgın hastalık yaşamasına bağlıyorlar. Ortadoğu’nun büyük ticaret,özellikle de ipek merkezlerinden biri olduğundan,gelene gidene dikkat etmek durumundalarmış. Yabancılar şehre girmeden önce, kapının hemen girişinde yer alan hamamlara sokulur; ancak yıkanıp paklandıktan sonra şehre girmelerine izin verilirmiş.Onun için de kentin dört kapısının içindeki girişlerde bir hamam, bir han,bir cami olurmuş Ne yazık ki, bu hanların, hamamların çoğu yok artık.

 

Her burcun ayrı bir öyküsü olduğunu yüzyıllardır bir efsane gibi anlatılırmış.

“Yedikardeş, bir umut  burcudur.Çocuksuz kadınlar,çocuklarının erkek olmasını bekleyenler buraya gelir, dua eder, adalar adar, bez bağlarlar.İlginç bir efsanesi var buranın.”

“Çocuğu olmayan bir kadın, her gün kocası tarafından dövülmektedir. Canından bezen kadın, burcun üzerine çıkar.Kayaların üstünden atlayıp intihar etmekten başka umarı kalmamıştır. Tam kendini atacağı sırada,Hızır görünür gözüne.Kadını intihardan vazgeçirir. Evine gitmesini ister.Bir süre sonra hamile kalır kadın.Hamileliği boyunca her gün burca gelip. Hızır’ı gördüğü yerde,çocuğunun erkek olması için dua eder.. Duaları kabul olur ve nur topu gibi bir erkek çocuk doğurur.

Sonraki yıllarda, peş peşe altı erkek çocuk daha doğurur. Çocuklar büyür, cesur birer delikanlı olurlar. Annelerinin vasiyeti üzerine, üç katlı burcun içine yedi oda yapıp, buraya yerleşirler.Bir sabah uyandıklarında, kalenin kalabalık bir düşman ordusunca kuşatıldığını görürler.Burcu almaya gelen düşmanla cesurca savaşırlar. Surların büyük bir bölümünü ele geçiren düşman komutanı, burcun düşmemesine kızmıştır. Kendisi başta olmak üzere, kalabalık bir grupla saldırıya geçer. Teslim olmayı akıllarına bile getirmeyen, ölümüne savaşan yedi kardeş, bedenlerinin her yanına, çok sayıda dinamit bağlayıp ateşlerler. Dinamitlerin patlamasıyla, burcun üzerindeki askerler, başlarındaki komutanla beraber havaya uçar. Yedi kardeş de şehir olurlar. Komutanını kaybeden düşman ordusu,büyük kayıplar vererek dağılır.Yedi kardeşin sayesinde kale kurtulmuştur. Havaya uçan burcun yerine, bu yedi kardeşin anısına, yeni bir burç yapılır.”

 

 

“Bu da Evli Beden Burcu,” diye, Yedikardeş’in karşı tarafındaki burcu gösteriyor bize Haşim.

“Hükümdarın emri üzerine, Evli beden’in yapımını mimar İbrahim, Yedikardeş’in yapımını da oğlu Yahya üstlenir.Baba oğul aynı gün işe başlar ve bir yıl sonra, ayn gün eserlerini bitirirler. Her iki burç da birbirinden güzel olmuştur. Ancak, bu görüntüler iki ustayı da tatmin etmez. Önce Baba İbrahim, karşı burçtaki oğluna seslenir. ‘Seninki daha güzel olmuş’ diye. Kendi yaptığı burcun üzerinde, babasının eserini hayranlıkla seyreden Yahya, avazı çıktığı kadar bağırır: ‘Hayr, seninki daha güzel olmuş’ karşılıklı bağrışmaların sonunda, baba İbrahim ‘Ya Allah,’ deyip kendini burçtan aşağı atar.Onu gören Yahya da üzüntüden kahrolarak, aşağıya atlar. İkisi de kayalara çarpa çarpa can verirler. Bu olaydan sonra burçlara ve şu gördüğünüz vadiye Ben ü Sen adı verilir..”

 

Piraye Reviewed by on . Canan TAN'ın kitaplarıyla tanışmama vesile olan kitabı Piraye.Doğu batı sentezi dedikleri bu olsa gerek,kitabın hikayesini anlatırken öyle akıcı ve yalın bir di Canan TAN'ın kitaplarıyla tanışmama vesile olan kitabı Piraye.Doğu batı sentezi dedikleri bu olsa gerek,kitabın hikayesini anlatırken öyle akıcı ve yalın bir di Rating:
scroll to top